Bundan iki yıl önce gezi ile ilgili bir toplantıda tanıştığım biri gezi parkında yaşananları anlatan bir oyun yazdığını söyledi. Gezi; yeni tanışan, yeniden tanışan, buluşan, kavuşan, kimileri için yeni bir soluk, kimileri için kaybolan umutlarına ekilen tohum olmuş güzel ayaklanma.

Hayat benim için hiç bu kadar özel akmamıştı. Gezi Parkı’nda ve oradan yayılan kelebekler ile yaşam bu kadar anlam kazanmamıştı. Bu coşku beni daha önce denk gelmediğim bu sebeple biraz da utandığım ve telafi etmek duygusu ile bu yazarın oyununu oynamaya itti. Yine aynı coşku, tiyatromuzun yolculuğunda mutlaka gezi ruhunun nefesinin ve kelimelerinin buluması gerektiği duygusunu hissettirdi. Bunun için elimden geleni yapmaya hazırdım.

Bu uğurda aldığım tiyatro eğitimi ve güvendiğim tiyatro insanlarının uyarılarına kulak tıkadım. Çünkü oyun teknik olarak sahnelenmekte güçlükleri olan bir metindi. Yine de arkasında durmaya çalıştım. Oyunun sahnelenmesi için koşulları bir türlü oluşturamıyorduk. Çünkü önce ana durağı inşa etmemiz gerekiyordu.

Yolculuk zor işmiş. Her yol asfalt değilmiş. Mıcırlı yollardan geçilirmiş. Bu yollardan geçerken canınız patlamasın diye camınızı elinizle tutmanız gerekirmiş. Ben de öyle yaptım.

Yazar ile her buluşma, görüşme bu camı tutarak geçti. Oyunu bir türlü koyamamamızı bir inşa sürecinde yaşadığımız zorluklardan değil, korkumuzdan olduğuna inanıp bizi de inandırmaya çalıştı.

Bir oyun kolay çıkmıyor. Herkesin birbirini paçasından çekerek yaşadığı bu topraklarda hiç bir şey kolay olmuyor, aşk bile…

Yılmadan aşkla devam ettik yolumuza. Bir metin, metin için yazılmış söz ve notalar, reji, oyuncu, koreograf, dekor ve kostüm için tasarım, ışık, teknik ve devam edebilmeniz için omuz veren dostlar… Hepsi yeni dostlarla buluşup tanışmak için. Bu dostlara tiyatroda seyirci deniyor. Hepimiz aynı şeye can veriyoruz. Biz de canlarımızı dişimize takıp pes etmeden ipi göğüsledik.

Peki bu kadar emek ne oldu da çöpe atıldı?

Tüm handikap ve sancısına rağmen bir oyun prömiyer günü niye kalktı?

Bu sorunun cevabı maddi değildir. Korku hiç değildir. Korkmadığımdan değil elbet; ihanetten, kötülükten korkarım mesela.

Oyunun kaldırılma sebebi onurumuzu korumak içindir.

Aynı ilkeli duruşu göstererek gerek bu yazıda, gerekse başka bir yerde detaylara girmek istemiyorum.

Bir tiyatronun oyun kaldırması çok zordur. Ölüm gibi bir şey olur. Bir cenaze çıkar. Bir yas tutulur. Yaralara merhem sürülür. Bunu bilmeyenlerin sanatla işi olamaz.

Oyunun kaldırılmasından kısa bir süre sonra yazarı tarafından verilen röportajı okuduğumuzda içimizin nasıl acıdığını anlatamayız. Aslında anlatabiliriz. Çünkü tam da bu sebepten kaldırmıştık oyununu. Bu kötülüğün devam etmemesi için.

Bu yazı ne bir tekzip, ne bir resmi açıklama, ne de bir savunma.

Ortaya karışık bir iç dökme.

Bu yazıyı yazmamak için aradım sözün sahibini. Neden diye sordum sadece. ‘kimse bana böyle bir şey yapamaz benden uzak durun’ deyince sorumun cevabını aldım. Kimse kimseye bir şey yapmaz, herkes kendine yapar.

Demek ki mesele kişisel egonun aldığı zararla kılıç çekmek ve saldırmaktı. Bunu anlamış ve ötesinde teyid etmiş olmak bizi resmi bir yazı yazmaktan vazgeçirdi.

Röportajı yayınlayan portaller için de üzgünüz. Bu ego savaşını göremedikleri, her şeyin karşıtlığı ile varolduğunu bilemedikleri, bu kötülüğe alet oldukları için üzgünüz. Bu siteleri habercilikle değil magazincilikle değerlendirdiğimiz için tekzip yayınlamayacağız. Bugünkü hukuk düzeni ve siyasi iktidardan medet ummayacağımız için mahkeme yollarına da başvurmayacağız.

Kollektif bilinç ve emek “ben” demeyi kaldıramaz. Bu sebeple “biz” olmayı başaramayan bir ‘cümle kurucusu’ veya ‘söz ve nota birleştiricisi’ olarak kalmak isteyenlerle yürüyemeceğimiz için bir oyun kaldırıldı.

“Biz” olmanın kıymetini hatırlatan geziyi anlatmak için ısrarcı olmak, bu sıfatla devam etmek, en hafif tabiri ile kelebeklere ve etkisine haksızlık olurdu.

Kolum yoruldu, çektim elimi. Camımız çatladı canımız yandı ancak canlarımız patlamadı.

Kulak tıkamama rağmen omuz çekmek bir yana birlikte yürümeyi bırakmayan ve canı yanan tüm yoldaşlarımdan özür dilerim.

Bu bir mağduriyet meselesi değildir. Bir karardır. Tiyatro olarak bir karar aldık. Kararımızın arkasındayız. Taraflaşmak, taraflaştırmak niyetinde değiliz.

Bugün bize yıllardır kendimizi adayıp sanat disiplini tiyatronun toplum için mi sanat için mi sorusuna mecburi cevabı bulduran bir dayatma ile yaşamaktayız.

Bugün sanat biz olabilenler için. Aklımıza ruhumuza ancak bu şekilde sahip çıkabiliyor, tanıklık ettiğimiz bu vahşi düzene tiyatro ile tahammül ve direnç gösterebiliyor ve öyle hayata tutunabiliyoruz.

Kapımız hoyratlıkları dışarda bırakarak giren herkese açık.

Yoldaş olmayı kimselerden öğrenecek değiliz. Haklı olduğunu bilmekle yetinenler olarak  buradayız biraradayız çoğalıyoruz.

Sizi de bekleriz.

Comments

Leave a Reply